3 results listed
Ebu’l-Berekât en-Nesefî h. VII. asırda Mâverâu’n-Nehr bölgesinde yetişmiş
büyük sîmalardan biridir. Siyasî istikrarsızlıkların bulunduğu bir dönemde
yaşamasına rağmen fıkıh, kelâm ve tefsir ilimlerine dair eserler vermiş çok
yönlü bir âlimdir. Medâriku’t-Tenzîl ve Hakâiku’t-Te’vîl isimli tefsiri gerek
fıkıh gerekse kelâm ilmi bakımından son derece önemlidir. Nesefî bu tefsiri,
âdeta Ehl-i Sünnet dışında kalan mezheplere cevap vermek amacıyla telif
etmiştir. Özellikle Mu’tezile mezhebine cevap vermek için büyük bir çaba sarf
etmiştir. Onun tefsiri Zemahşerî’nin el-Keşşâf isimli tefsirin sünnî versiyonu
olup aynı zamanda onun bir özetidir.
Kıssalar Kur’an’da büyük bir yer tutar. Kur’an’da kıssaların yer alması gerek
Hz. Peygamber gerekse müminleri teselli etmek ve aynı zamanda İslâm
düşmanlarını tehdit etmek amacıyladır. Bazı peygamberlere ait kıssalar
Kur’an’ın farklı yerlerine serpiştirilmiş durumdadır. Fakat Yûsuf kıssası
bütün olarak Kur’an’da bir arada geçen bir kıssadır. Nesefî’nin bu kıssayı
nasıl yorumladığı bu tebliğimizin konusunu teşkil etmektedir. Nesefî’nin
yöntemine uygun olarak bu kıssada dille ilgili izahlara oldukça fazla yer
verilmektedir. Dil ve kıraat farklılıklarına dair bilgiler çıkarıldığı takdirde
yorum adına tefsirde pek fazla bir şey kalmadığı söylenebilir. Bazen de
kıssayla ilgili gereksiz bilgilere yer verilmekte ve Kur’an’ın hidayet yönüyle
ilgili olmayan hususlar üzerinde durulmaktadır. Kıssanın tefsirinde
rivayetlere de yer verilmekte ancak bu rivayetlerin senetleri ve kaynakları
zikredilmemektedir.
Rivayetler
zikredilirken
“ruviye” ifadesi kullanılmaktadır. Kimi yerde çok garip İsrâilî rivayetlere yer verilmesi eserin
eleştiriyi hak eden en önemli yönlerindendir. Bu tebliğde bir klasik tefsirden
yararlanırken Yûsuf kıssasından hareketle nelere dikkat edilmesi gerektiği
üzerinde durulacaktır. Yûsuf sûresi özelinde Nesefî tefsirinin olumlu ve
olumsuz yönlerine işaret edilecek ve aynı zamanda günümüz ilim ehli için
önemi belirtilecektir.
International Congress of Human and Social Sciences Research
İTOBİAD
Recep DEMİR
Tuketim Toplumu ve Cevre Sempozyumu
TTCS
Recep DEMİR
Safranbolulu bir ailenin çocuğu olan Hacı Şerif Ahmed Reşid Paşa 25 Şâban 1274’te (10 Nisan 1858)
İstanbul’da doğdu. Farklı hocalardan aldığı derslerden sonra Mekteb-i Hukuk’u bitirdi. Hacı Reşid Paşa Osmanlı
devletinin çeşitli kademelerinde alt düzey memuriyet vazifesinden sonra Hâlep, Adana, Mersin, Musûl ve Hicaz valiliği
görevlerinde bulundu. 14 Ekim 1918’de vefat etti. Hacı Reşid Paşa, Ruhu’l-Mecelle yanında birçok eser de telif
etmiştir. Onun kaleme aldığı Mecelle şerhi, Mecelle-i Ahkâm-i Adliyye’nin bütününü kapsayan az sayıdaki Türkçe
şerhlerden biridir. Toplam sekiz ciltten oluşan şerh, küçük boyda 2000 sayfayı aşan hacmiyle Ali Haydar Efendi’nin
(Küçük) Dürerü’l-hükkâm’ından sonra en geniş şerh olma özelliğine sahiptir. Eser İstanbul’da basılmıştır (1326-1328).
Bu tebliğimizde Mecelle’nin 39. maddesinde yer alan “Ezmânın tegayyürü ile ahkâmın tegayyürü inkâr olunamaz.”
kaidesine Hacı Reşid Paşa’nın getirdiği yorumlar üzerinde durulacaktır. Bu maddede yer alan “ahkâm” kelimesiyle
bütün hükümler mi kastedilmiştir? Yoksa her ne kadar bu maddede açıkça bir kayıt olmasa da erbabınca bilinen bir
kayıt var mıdır? Eğer ahkâm değişiyorsa bu sadece zamanın değişmesine mi bağlıdır? Ahkâmın değişmesinde başka
etkenler de var mıdır? Bu sorulara Hacı Reşid Paşa’nın yorumları çerçevesinde cevaplar verilmeye çalışılacaktır.
Günümüzdeki tarihselcilik tartışmalarıyla da ilişkilendirilerek konunun aktüel boyutu üzerinde kısaca durulacaktır. Bu
konuyla yakın ilgisi olan bir diğer madde ise “Mevrid-i nasta ictihada mesağ yoktur” (Madde, 14) kaidesidir. Bir
bakıma değişmenin de hangi hükümlerde olabileceğine ışık tutan Mecelle’nin 14. Maddesine Hacı Reşid Paşa’nın
getirdiği açıklamalara da yer verilecektir.
Uluslararası Geçmişten Günümüze Karabük ve Çevresinde Dini, İlmi ve Kültürel Hayat Sempozyumu
UGGKS2019
Recep DEMİR